|
ŞEHİT TÜRKÇÜ İLHAN DARENDELİOĞLU'NU ANMA GÜNÜ |
Ne
acıdır ki, Abdi İpekçi adlı selanik dönmesinin ölüm yıldönümlerinde
ağıtlar yakıldığı halde, gene aynı sene öldürülen bir başka gazeteci, sarı
basın kartı sahibi olmasına rağmen yazılı veya görsel yayın organları
tarafından hiçbir zaman hatırlanmaz, vefat yıldönümünde iki satır yazı
veya iki dakikalık bir görüntüyle dahi anılmaz... Çünkü, "Bir Türk dünyaya
bedeldir" diyen bir Başbuğ tarafından kurulmuş, "Türk" adını taşıyan bu
ülkede gayrı-Türkler baş tacı edilirken, vatanın gerçek sahipleri
dışlanmaya ve unutulmaya mahkumdurlar.
Adana'nın Kürkçüler köyündeki bakımsız bir mezarlıkta unutulan Türk
yiğidinin adı İLHAN EGEMEN DARENDELİOĞLU'dur... Türkiye Komünizmle
Mücadele Derneği Genel Başkanı olan Darendelioğlu, sol teröre karşı
Türklüğün bayrağını yazıları ve kitaplarıyla şahlandırmıştır. Sahibi
olduğu Toprak Dergisi 1940'lı yıllarda Adana'da yayın hayatına başlamış,
sonradan İstanbul Beyazıt'a taşınarak Darendelioğlu'nun son nefesini
verdiği güne kadar aralıksız yayınlanmıştır. Aynı zamanda Ortadoğu
Gazetesi'nin başyazarı olan Darendelioğlu, ATSIZ ATA'nın can dostlarından
biri ve Türkçüler Derneği'nin ilk üyelerindendi... "Türkiye'de
Milliyetçilik Hareketleri", "Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga",
"Nazım Hikmet Vatan Şairi mi, Vatan Haini mi?", "Türkiye'de Komünizm
Hareketleri" gibi eserleriyle de Türk gençliğine ışık tutan bu yiğit
Türk'ün kalemiyle baş edemeyen komünist köpekler, O'nu 19 Kasım 1979
tarihinde kahpece şehit ettiler... Mekanı Tanrı Dağı olsun...
Şehit Türkçü İlhan Darendelioğlu'nun katilleri eğer kızıl tamuyu
boylamadılarsa bugün hala aramızda geziyorlar...
Ve ne acıdır ki, günümüzde "Türk milliyetçisi" olduklarını iddia eden bazı
ucubeler, Darendelioğlu'nun ölümünden sorumlu olan tescilli vatan haini Doğu Perinçek'le içli
dışlı bir durumdadırlar... 1980 öncesi dönemde vatan haini Perinçek'e ait
Aydınlık adlı paçavrada "faşistlerin lideri" ve "amerikan 6. filosunun
İstanbul'a geldiği zaman yaşanan olayların sorumlusu" şeklinde hedef
gösterilen Darendelioğlu'nun Adalet Partisi milletvekili olduğu dönemde,
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan adlı teröristlerin idam
dosyalarının meclis onayına sunulduğu gün T.B.M.M. kürsüsünde yaptığı
konuşma esnasında sarfettiği "Bugün burada karara bağlayacağımız konu,
elini kana bulamış, hıyaneti ve mutasavver cinayeti tespit edilmiş üç
komünist anarşist hakkındaki idam cezasının uygulanması, bir formalitenin
yerine getirilmesidir..." şeklindeki sözleri yıllar boyunca Aydınlık
dergisinde kasıtlı olarak sık sık yayınlanmıştır. Komünist katiller
tarafından şehit edilmesinin başlıca sebebi, bu dergide yapılan yayınlar
suretiyle hedef gösterilmesidir...
Şehit Türkçü İlhan
Darendelioğlu'nun aziz hatırasını anarken, O'na ait Toprak Dergisi'nde 37
yıl önce yayınlanmış, vatan haini Nazım Hikmetof'la ilgili bir makaleyi
ziyaretçilerimize sunmak istiyoruz... (Yanda görülen resim, aylık Türkçü
dergi Toprak'ın Nisan-1965 tarihli 40. sayısının kapağıdır. Aşağıdaki
makale bu sayıdan alınmıştır.)
BİR HAİNİN ÖLÜSÜ İLÂHLAŞTIRILIRKEN
Nasıl adamdır Nazım Hikmet?
Kime derler sanatçı?
Hele şu mahut basının yaptığı (!) demagoji! Nedir o?
1921 yılında Rusya'ya giderek, hak ve hürriyetin ölüsü üzerine kızıl
diktatörlüğün oturtulma usül ve taktiklerini öğrendikten sonra Türkiye'ye
gelen Nazım Hikmet, "sanat sanat içindir" anlayışından yoksun şiir ve
piyesleriyle yerli komünistler için bir nirengi noktası.
Kanun dışı bir aldanmış ve aldatılmış serseriler idealini, kızıl sultayı,
belirli muhitlere zerk ederek millî ve manevî her müesseseyi öldüren bir
enjektör.
Türk varlığı aleyhine ve ezelî düşman Moskof lehine gayret gösteren bir
casus.
"Kan olan yerde hareket olur" tekerlemesinin tüm motif ve çizgilerinde
gerçek manasını bulan, yaşantının gayesi kan olan bir vampir, bir sadist.
Türk bahriyesinde, kirli inancının propagandasını yaparak orduyu, o kutsal
müesseseyi isyana hazırlamak isteyen, damarlarında dolaşan mai, mavi
olduğu için kızıla tutkun bir anarşist...
Türk milletinin hayatına kasdeden kurulmuş bir bomba...
Kanun karşısında otuz yıl hapse, halk vicdanında ebediyen hiçliğe ve
lânetlenmişliğe mahkûmedilmiş bir halk düşmanı...
Genel aftan sonra, Anadolu Kavağı açıklarında Romanya’ya gitmekte olan bir
şilebe atlayarak demirperdeye kaçan, beni Stalin yarattı diyen büyük ve
manasız bir boşluk ve hiçlik...
Ve nihayet kızıl mikrofonlardan bütün Dünyaya Türk vatanı ve Milleti
aleyhinde kusmuk sıçratan ezel kadar sonsuz ebed kadar hudutsuz bir
Günahkâr...
İşte kaba çizgilerle Nazım Hikmet budur.
Bir sanat endişesi ile mi; yoksa komünizmin insanlık dışı gayesini
gerçekleştirmek için mi yan yana dizdiği kelimeleri en yaldızlı
ambalâjlarla sanat diye yutturmağa çalışıyordu Nazım?
24 saatte 24 saat Lenin
24 saat Marks
24 saat Engels
Yüz dirhem kara ekmek
20 ton kitap
Balık çorbası,
Tüfenk talimi.
Diye öterken bir sanatçılık ruhu mu, yoksa kızıl rejimin materyallerini
sağa sola fırlatma fikri mi hakimdi Nazım Hikmet’te?
Yarısı burdaysa kalbimin doktor
Yarısı Çin’dedir
Sarı nehre doğru akan
Ordunun içindedir
Ve her sabah vakti doktor
Her şafak vakti kalbim.
Şeklindeki mısraları (!) gevelediği günler. Yunanistan'da komünistler
kurşuna dizilirken, uzak doğudaki Kızıl Çin askerlerini tahayyül eden
Nazım Hikmet'in yine sanatçılığı mı tutmuştu?
İşte, bazı politik yakınlaşmaları hemen değerlendirmesini bilen bir kısım
basınımızın son günlerde göklere çıkardıkları sanat (!) ve sanatçı (!)...
Yazık, çok yazık. Fena, çok fena...
Komünizmi sosyalizm tezgâhında işlemekle meşgul, sosyalizm tüccarlığı
gerisinde bal gibi komünist propagandası yapan, yönleri genellikle bilinen
bir kısım basın, 1964 Türkiyesi'nde, Nazım Hikmet gibi mezarı Kremlin'in
avlusunda çakılı vatansız bir adamın şiirlerini neşrediyor ve yüksek
sanatçılığından (!) bahsediyor.
Ceza kanunumuzun 141/142 inci maddelerinden devamlı müşteki, özellikle
viskiye müptelâ ve ruhanî inanç, gelenek, millî şuur, tarih ve batı
aleyhtarı bazı fıkra yazarları da ayni paralele ayak uydurmak için adeta
finişe geçiyor. Nazım Hikmet’in meziyetlerini (!) saya saya
bitiremiyorlar.
Ve bu davranışın adına da bir demogojinin yıkılması diyerek işin içinden
sıyrılıyorlar.
Gariptir ki anti-komünist ve milliyetçi müesseselerin gösterdiği
reaksiyondan başka, bu iğrenç rejimin sanat adına propagandasının
yapılmasına karşı bir tutum görülmüyor.
Etrafta çıt yok...
Ne bir ses ne de bir nefes var?
İnsanın, Yassı Ada mahkûmlarının sanat'ı, mesleği ya da politik
şahsiyetleri lehinde yazılan yazı ve söylenen sözlerin yasaklandığı bir
memlekette bir vatan haininin, bir komünist leşinin ilahlaştırılması bu
kadar ucuz mudur? diyeceği geliyor.
Gemi azıya alan bu sosyalist esnaflarına dur!... Sinyalinin verilme
zamanının geldiği değil, geçmek üzere olduğu kanısındayız.
Biz böyle görüyoruz.