|
AZERBAYCAN HALK CEPHESİ VE EBULFEZ ELÇİBEY |
AZERBAYCAN'DA 1988 ÖNCESİ DURUM
1988 öncesinde Sovyetler
Birliği’nde, Gorbaçov’un başlattığı "Yumuşama ve Yeniden Yapılanma" döneminde,
esir milletler harekete geçmeye, yavaş bir sesle de olsa bağımsızlık isteklerini
dile getirmeye başladılar. Öyle ki, Sovyetler Birliği’ni meydana getiren hemen
her millet, ellerinden alınan haklarını geri istemeye ve kendi milli
geleceklerinin hesaplarını yapmaya başladı. Belki o günlerde Sovyetler’in
dağılacağını düşünen insan sayısı çok azdı, ama bağımsızlık taraftarı oldukça
fazla idi. 70 yıl tüm hakları ellerinden alınan ve insan gibi yaşaması kendine
çok görülen milletlerde büyük bir Rus nefreti vardı. Bu nefret, hareketlerin
çabucak kurulup gelişmesine büyük katkıda bulundu.
Sovyetler Birliği’nde durum, genel olarak bu şekilde iken, Azerbaycan’da da
farklı bir durum yoktu. Yani ortam milliyetçi bir hareket için hazırdı. İlk
ortaya çıkanlar, kültürel amaçlı derneklerdi. Bu dernekler milli değerleri,
milli tarihi, milli kültürü korumak ve yaymak, halka özbenliğini hatırlatmak
maksadıyla faaliyet gösteriyorlardı. Henüz teşkilatlı bir mücadelenin
başlamadığı bu dönemde, Ermeniler’in Karabağ’a saldırması milli bir infial
uyandırmıştı. 1987 yılında kurulan "Çenlibel", yine aynı yıllarda faaliyet
gösteren "Varlık" ve "Yurt" öğrenci birliği, Ermeniler’in sebep olduğu milli
infiali 15 Kasım 1987’de Bakü Üniversitesi’nde, 16 kasım’da El Yazmaları
Enstitüsü önünde protesto mitingleri düzenleyerek fiiliyata geçirdi. Yurt
Öğrenci Birliği 17 Kasım 1987 günü Bakü Lenin (Azatlık) Meydanı’nda büyük bir
protesto mitingi düzenlemeye karar verdi. Sabahın erken saatlerinde toplanan
öğrenciler, polis ve asker barikatlarını aşarak meydanı doldurdular. Aşağı
yukarı 500 bin civarında bir kalabalığın toplandığı miting, 17 Kasım’dan 5
Aralık tarihine kadar kesintisiz 18 gün devam etti. 5 Aralık günü Rus askerleri
mitinge müdehale ettiler. Gaz bombalı, coplu saldırı ile şiddet kullanarak
meydanı boşalttılar.
Bu uzun miting sırasında, çok önceden Sovyetler’e karşı mücadele eden ve hapis
yatan Ebulfez Elçibey, bilgisi, tecrübesi, soğukkanlılığı ve sevk ve idare
kabiliyeti ile diğer kişiler arasından öne çıktı. Meydanda toplananlar 18 gün
boyunca "Halk Cephesi"nin kurulması, üç renkli bayrağın "Milli Bayrak" olması
yönünde durmadan sloganlar attılar. Meydan boşaltılırken, Rus askerlerinin
hışmından Ebulfez Beğ de nasibini aldı. Eğer gençler kendisini korumasalardı,
belki de, orada öldürülebilirdi. Bu arada Ebulfez Beğ ve arkadaşları tutuklandı.
O devirde en sıkı hapishanelerden biri olan "Bayıl" hapishanesine kapatıldılar.
Dünya önünde verdiği sözleri çiğneyemeyen Gorbaçov’un araya girmesiyle, bir ay
sonra tüm arkadaşları ile birlikte Ebulfez Beğ de serbest bırakıldı.
17 Kasım mitingi, halkın sesini duyurabileceği bir teşkilata sahip olma isteğini
açık olarak ortaya koyduğu bir mitingti. Bu sese kulak vermenin zamanı gelmişti.
Milli Bağımsızlık Hareketi zaman kaybetmeden kurulmalıydı. Vaziyet gün geçtikçe
kötüye gidiyordu. Karabağ’da, Erivan’da yaşayan Azeriler, Ermeni yönetimi
tarafından kovulmuş; yerleri, yurtları ellerinden alınmıştı. Tedbir gerekti.
Fakat Bağırov gibi pasif bir yöneticinin bu tedbiri alması mümkün değildi. Bunu
bilen halk, Moskova’dan korkmayan, güçlü bir siyasi teşkilatın kurulmasını
istiyordu. 1988 Mayıs’ında, Bağırov görevden alındı ve yerine Sovyetler
Birliği’nin Pakistan Büyükelçisi H.Vezirov getirildi. Bu tayin işlerin daha da
karışmasına sebep oldu. Çünkü, Vezirov yıllardan beri yurt dışında yaşıyor ve
Azerbaycan’ın hiçbir problemini bilmiyordu.
1988 yılı başlarında Baltık Cumhuriyetleri’nde kurulan Halk Cepheleri ortaya
çıktı. Bu kuruluşlar milli bağımsızlık peşinde koşarken, üyelerini demokrasi
konumunda eğiten bir mektep hüviyeti de taşıyorlardı. Bu hareketler, hemen tüm
Sovyet Cumhuriyetleri’nde örnek alınarak benzer kuruluşlar hemen her bölgede
ortaya çıkmaya başladı.
AZERBAYCAN HALK CEPHESİ'NİN
KURULUŞU
1989 yılında "Varlık" ve "Halk Cephesi"nin
teşebbüs grupları arasında anlaşma sağlandı. Bu ilk adımdı. Ebulfez Beğ, bu
toplantılara "Varlık" kuruluşunun yöneticisi olarak katıldı.
Bu toplantıdan iki ay sonra, 16 Temmuz 1989’da Bakü’nün kenar semtlerinden
birinde, Azerbaycan Halk Cephesi’nin kuruluş konferansı açıldı. İştirakçiler,
Halk Cephesi’nin kuruluşunu, tüzüğünü, programını onaylayarak, 16 kişilik
yönetim kurulunu da seçtiler. Ebulfez Elçibey oy çokluğu ile (9 kişi aleyhte oy
kullandı) Azerbaycan Halk Cephesi başkanlığına seçildi. Bu arada konferansta,
daha sonra Halk Cephesi programını oluşturacak bazı kararlar alındı. Bu kararlar
şunlardır:
-Azerbaycan Halk Cephesi’nin kuruluşu kararı,
-Azerbaycan S.S Cumhuriyeti’nin Devlet bağımsızlığı kararı,
-Azerbaycan S.S.C Ekonomisi hakkındaki kararı,
-Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kararı,
-Dağlık Karabağ’daki özel idare şekli hakkında,
-Azerbaycan’ın bazı yerlerinde uygulanan özel durum kararı,
-Siyasi tutuklular kararı,
-Türk halklarının çağdaş dönemdeki durumu ve vazifeleri kararı,
-Milli ilişkiler kararı,
-Ülkedeki toplumsal politik durum kararı.
Alınan bu kararların yerine getirilmesi, Halk Cephesi’ne vazife olarak verildi.
Bu kararları ülkenin çeşitli bölgelerinden gelmiş 26 temsilci imzaladı. Alınan
birinci kararda, "Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) yerel grupları ve bölge
teşkilatları temsilcileri, kuruluş temsilcilerinin Kuruluş konferansı AHC’nin
kurulduğunu bildirir. AHC’nin bildirisini ve programını kabul eder ve AHC’nin
birinci kurultayının çalışmalarını yönetmek için, konferansın seçtiği yönetim
kurulunu görevlendirir" denmektedir. Buna göre Azerbaycan Halk Cephesi 16 temmuz
1989 tarihinde kurulmuş olmaktadır.
Konferansın aldığı kararlar, Halk Cephesi’ne oldukça ağır bir mesuliyet
yüklemiştir. Cephe, halka doğruları anlatmak, Azerbaycan’ın devlet
bağımsızlığını sağlamak, ekonomiyi canlandırmak, Demokratik Azerbaycan
Cumhuriyeti hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak, siyasi tutukluların serbest
bırakılması için çalışmak, olağanüstü durumun kaldırılması için uğraşmak, Türk
halkları ile ilişki kurmak ve Azerbaycan’ı hür ve demokratik bir zemine oturtmak
gibi vazifeleri yüklendi.
AHC 29 Temmuz 1989’da Bakü Azatlık Meydanı’nda "Sokağa çıkma yasağı"nın
kaldırılması için büyük bir miting düzenledi. Yüz binlerce insanın katıldığı bu
mitingten hemen sonra, Cephe yönetim kurulu, mitinglerin ayda bir defa mutlaka
yapılması yönünde karar aldı. Ağustos 89 ve Eylül 89 mitinglerinin ulaştığı
boyutlardan rahatsızlık duyan Vezirov yönetimi, Eylül ayının sonlarında, Halk
Cephesi’nin siyasi bir kuruluş olduğunu resmen kabul etti ve Cepheyi kaydetti.
Ekim ayında ise Ali Sovyet’in "Azerbaycan’ın Devlet Egemenliği" hakkındaki
kanunu kabul etmesi, Cephe’nin prestijini oldukça yükseltti. 25 Aralık 1989’da
Azatlık gazetesi, Cephe’nin yayın organı olarak yayın hayatına başladı. Halk
Cephesi’nin bu arada gerçekleştirdiği en önemli faaliyet, İran sınırındaki
tellerin sökülüp atılarak, Güney Azerbaycanla kucaklaşma hareketi idi. Aralık
1989’un başlarında Doğu Almanlar utanç duvarını (Berlin Duvarı) yıkmışlar ve
Batı Almanlarla 70 yıllık hasreti sona erdirerek birleşmişlerdi. Nahcıvan Halk
Cephesi’nin önderliğinde on binlerce insan, Nahcıvan’dan Astara bölgesine kadar
olan sınır tellerini -ki bunlar 10 km’den fazlaydı- ortadan kaldırdılar. Kendini
Aras’ın buz gibi sularına bırakarak karşı kıyıya yüzmeye çalışanların bile
görüldüğü bu hadise de, 170 yıllık hasret, göz yaşları ve "Yaşasın Bakü-Tebriz -
Yaşasın Azatlık" naraları altında sona erdirildi. 30 Aralık 1989 tarihinde bu
olayın kutlanması için büyük bir miting düzenlendi. Ve 31 Aralık günü
"Azerbaycan Türkleri’nin Birlik Günü" olarak ilan edildi.
Halk Cephesi’nin kısa zamanda gerçekleştirdiği bu faaliyetler neticesinde,
halkın büyük sevgi ve desteğini kazanması, komünistleri ve KGB’yi ürkütmüştü.
Cepheye ve onun liderine karşı açıktan birşey yapmalarının mümkün olmadığını
bildiklerinden, içten provakasyonlara başladılar. Amaçları Elçibey’i
başkanlıktan düşürmek ve Cephe’yi parçalamaktı. Halk Cephesi tam demokratik bir
yol benimsediğinden, KGB istediği ve aradığı zemini bir türlü bulamıyordu.
Parlamento seçimleri de yaklaşmıştı... K.G.B’nin daha Bayıl zindanında çengel
attığı Nimet Penahov, Zerdüşt Alizade, İtibar Memedov, Rahim Gaziyev gibi
kişiler Elçi Bey’i başkanlıktan uzaklaştıracak komplolar peşindeydiler. Durumu
yakından takip eden Elçi Bey, siyasi tecrübesi sayesinde bu komployu başlamadan
bitirdi. Parlamento seçimlerine katılacak Halk Cephesi’nin, parlamentoda
çoğunluğu ele geçireceğini ve bunun sonuçlarını çok iyi bilen Moskova,
oyunlarına hemen başladı. Azerbaycan’a Primakov’un başkanlığında bir heyet
gönderdi. Heyet başkanı Primakov, Elçibey’le görüştü. Şimdi bu görüşmeyi
Elçibey’in "Yurda Atılan Kurşun yahut kahramanlık Destanı" isimli makalesinden
aynen aktaralım:
"1989 yılının sonlarına doğru iyice anlaşıldı ki; Azerbaycan halkı demokratik
bir seçim ve demokratik bir parlamento istiyor. Azerbaycan Halk Hareketi, ufak
tefek hatalarına rağmen, doğru yolda ilerlemiştir. Bu yol, ülkenin garantisi
olacak demokratik bir parlamento ile sonuçlanmalıydı. Moskova Vezirov’a her
türlü baskıyı yaparak, seçimleri ertelemek istiyordu. 1989 yılının Aralık ayı
başlarında, açık şekilde olmasa da, gizli baskılarla Azerbaycan’a ordu
gönderileceği söyleniyordu. Aralık 31’de halk, Sovyet İmparatorluğu’nun demir
perdesini Aras nehri boyunda dağıttı. Halk harekatı yeni bir dalga ile baş
kaldırmıştı. Kremlin’in görevlileri, casusları Azerbaycan’a gelmeye başladı.
Primakov’un başçılığı altında Azerbaycan’a resmi bir temsilci heyeti de
gönderilmisti. Onlarla görüţmelerimizin birinde, Primakov bizden sordu:
- Halk ve siz AHC ne istiyorsunuz?
- Demokratik seçim.
- Eğer seçim olursa AHC tam bir başarı sağlayacak.
- Ne mahzuru - ne farkı var? Demokrasi ve açıklık bunu gerektirmiyor mu?
- Ondan sonra bir adım kalıyor. Parlamentoyu çağırıp, Azerbaycan’ı tam bağımsız
ilan edip, S.S.C.B’den ayrılmak.
- Biz bununla ilgili düşünmemişiz ve öyle bir fikrimiz de yoktur.
- Biz ki bunu biliyoruz.
Biz bu sohbeti ederken, Sovyet orduları artık Bakü’ye doğru hareket etmekteydi."
Elçibey Primakov ile görüşmeyi yaparken; Rahim Gaziyev, Nimet Penahov ve İtibar
Memmedov da cephenin parçalanması için çalışmalara devam ediyorlardı. Rus
askerlerinin Bakü’nün kapısına yaklaţtıkları bir dönemde, 7 Ocak 1990 günü, Halk
Cephesi İkinci Kurultayı yapıldı. Elçibey’e birşey yapamayacaklarını anlayan bu
üç kişi, Zerdüşt Alizade ile önceden planlanan bir çatışma havası yaratarak
Cephe’yi parçalama teşebbüsünde bulundular. Bu teşebbüs de sonuç vermeyince,
provakasyonun merkezi olan komünistlerle ilişkiye girerek, Azerbaycan’da
gerginliği tırmandıracak ve olaylara sebeb olabilecek bir takım eylemlere
başladılar. Ermeni meselesini kaşıdılar. Halkı tahrik ettiler. Ortamın müsait
olduğunu gören KGB, kendi adamları vasıtasıyla birkaç Ermeni’yi öldürttü.
Azerbaycanlılar’ın işyerleri kundaklandı. Bundan infiale kapılan halk,
Ermeniler’e karşı saldırıya geçti. Böylece KGB’nin istediği, Ruslar’ın tetikte
beklediği olaylar başladı. Artık Rus orduları, Bakü’de yaşayan Ermeniler’i
kurtarma ve dağılan düzeni tekrar kurma bahanesiyle Bakü’ye girebilirdi. Esas
amaç, yükselen halk hareketini bastırmak ve Cephecileri tutuklayarak bu harekete
son vermekti.
BAKÜ OLAYLARI
Provakatörlerce hazırlanan senaryo aynen
uygulanınca, öfkeden gözü dönmüş halk sokaklara dökülerek Ruslara saldırdı.
Karabağ’ın intikamı adı altında Ermeniler’e saldırılar düzenlendi. Bakü,
gerçekten çok büyük bir karışıklığa girdi.
Bu sırada Halk Cephesi, başta Ebulfez Beğ olmak üzere, gece gündüz demeden halkı
yatıştırmaya, sakinleştirmeye çalışırken; Ermeniler’in zarar görmeden Bakü’de
çıkarılması için de büyük bir gayret sarfediyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki,
masum Ermeni imajı tekrar gündeme gelecek ve Rus orduları bu karışık durumu
bahane ederek, Ruslar’ı ve Ermeniler’i korumak için Bakü’yü işgal edecekti. Bunu
önlemek için çok gayret sarfedildi, fakat yaydan çıkan oku geri getirmenin
zorluğu içinde, yapılan tüm çalışmalar boşa gitti. 19 Ocak’ı 20 Ocak’a (1990)
bağlayan gece, Rus orduları Bakü’ye üç ayrı noktadan girdiler. Kurulan
barikatlar, tankların karşısında hiçbir işe yaramadı. Bugünkü 20 Yanvar metro
istasyonunun bulunduğu bölgede kısmı bir direniş oldu. Fakat direnişçilerin
hepsi şehit edildi. Rus tankları tıpkı 1956’da Budapeşte’ye, 1964’te Prag’a
girdikleri gibi; 1990’da Bakü’ye kan ve gözyaşı akıtarak girdiler.
Yüzlerce insan öldü. Binlerce insan yaralandı. Bakü sokakları al kanlara
boyandı. Halk Cephesi mensubu olduğu gerekçesiyle yüzlerce insan tutuklandı.
Rusya’nın çeşitli cezaevlerine gönderildi. Vezirov görevinden alındı. Yerine
Ayaz Muttalibov tayin edildi. Ayaz Muttalibov, Rus askerlerine dayanarak, sıkı
yönetim ilan etti. AHC, halka 40 günlük greve gitme çağrısında bulundu.
Azerbaycan’ın bütün fabrikalarında, petrol tesislerinde çalışanlar; bu soykırım
failleri bulununcaya kadar grev yapma kararı aldılar. Böylece Azerbaycan’da
hayat durma noktasına geldi. 30 Ocak’ta Ebulfez Elçibey’in Azerbaycan halkına,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı Başkanlığı’na ve dünya demokratik güçlerine hitaben yazılmış bir
beyanatı, başta Azatlık Radyosu olmak üzere, dünyanın büyük radyoları tarafından
yayınlandı. Rus vahşeti bütün dehşetiyle dünyanın gözleri önüne, bu beyanat
sayesinde serildi. Dünya, Rus vahşetini bir daha görerek hissetti. Rus
askerleri, yerli işbirlikçilerin yardımıyla, Halk Cephesi binalarını kapatmaya
ve Halk Cephesi üyelerini tutuklamaya başladılar. Merkez bina da tamamen tahrip
ve talan edildi. İtibar Memmedov ve Rahim Gaziyev tutuklanarak Jefortava
cezaevine gönderildiler. Elçi Bey ve arkadaşları 26 Ocak 1990 günü, üç renkli
Azerbaycan bayrağını Rus askerlerinin gözü önünde El Yazmaları Enstitüsü’nün
çatısına diktiler.
Grevler devam ediyor, hiçbir şey üretilmiyordu. Hükümet, grevleri durdurmak için
büyük gayret sarfetmesine rağmen, başarılı olamıyordu. 20 Ocak gecesinin
yaraları da yavaş yavaş sarılıyordu. Bu işgal günleri, Halk Cephesi için de bir
nevi imtihan günleriydi. Bir defasında işgal güçleri komutanı general Yazov,
işgal hareketinin amacının Halk Cephesi’ni yoketmek olduğunu açık bir şekilde
söyledi. Ama Halk Cephesi yöneticilerinin basiretli tutumu, en ufak bir
kanunsuzluğa izin vermeyişleri yüzünden, Yazov’un isteği bir türlü
gerçekleştirilemedi.
İşgalin ve bu kırgının failleri kimlerdi? Komünistlere göre Ebulfez Elçibey ve
Halk Cephesi idi. Bu konuyu Elçi Bey’le yaptığımız bir sohbette kendine sorduk.
Kendisi bize "Bakın, parlamento altı aydır bu konuda çalışmalar yapıyor. Ama
hiçbir hususu açıklamıyor. Eğer benim ve cephenin bir küçük cürmü bulunsaydı,
acaba hiç susarlar mıydı? Bunlar işin resmi yönleri. Ama bazı insanların bu
cinayette ufak da olsa rollerinin olduğunu düşünüyorum. 20 Yanvar gecesi, bir
kırgın olacağı endişesi taşıdığım için, Lada arabamla bütün barikatları ve
meydanı dolaştım. Elesker Bey (Siyaıblı) de yanımdaydı. Tankları görünce ateş
etmemelerini ve barikatları terketmelerini söyledim. Ben gidince arkamdan
gelenler, direnmenin şart olduğunu, ateş açmaları gerektiğini söylemişler.
Bunların kim olduğunu henüz tam olarak bilmiyorum. Ama birkaç kişi hakkında
ciddi şüphelerim var" dedi. (O gece barikatta olanlardan K. Efendiyev, bana
arkadan gelip direnin diyenlerden birinin Nimet Penahov olduğunu söyledi.)
Elçibey’in bu sözleri, kırgından bazı Halk Cephesi üyelerinin de rolü olduğunu
göstermesi açısından ilginç. Yalnız parlamento ve K.G.B bunları niçin
açıklamadı? Acaba, cephe içinden işbirliği yaptıkları kişiler olduğu için mi?
Yoksa tahkikatı buralara kadar ulaştıramadıkları için mi? Tabii ki, biz bunları
tam olarak bilmiyoruz. Yalnız bildiğimiz şey, Elçibey’in bu kırgında hiçbir
suçunun olmadığıdır. Kırgının mesulleri; Gorbaçov, Yazov, Primakov, Girenko, KGB
ve Azerbaycan’ın eski ve yeni idarecileridir. Onların arkasında da malum Ermeni
lobisi ve onların destekçilerini aramanın en doğru iş olacağı kanısındayım.
30 Eylül 1990’da, Azerbaycan parlamentosu seçimlerinin yapılacağı ilan edildi.
Halk Cephesi seçimlere hazırlanmaya başladı. Elçibey seçimlerde aday olmadı. Bu
ara seçimlerin Rus askerlerinin süngüsü altında demokratik olmayacağı endişesini
taşıyan Halk Cephesi, seçimleri boykot etmeyi düşündü. Ancak, daha sonra
seçimlere ketılma kararı verildi. Yapılan seçimlerde, komünistler belli
taktiklerini uyguladılar. Halk Cephesi ancak otuz milletvekili kazanabildi.
İkinci tur seçimlerden hemen önce, 10 Ocak olaylarından dolayı tutuklu bulunan
İtibar Memmedov ve Rahim Gaziyev, Ruslar’ın Azerbaycan’daki sömürge valisi
konumundaki Polyaniçko’nun talimatıyla serbest bırakıldılar. Seçimlerin ikinci
turuna katılan bu kişiler, seçimleri kazanarak, parlamentoya milliyetçi kanadın
milletvekili olarak girdiler. Seçimden hemen önce bu kişilerin serbest
bırakılması ve seçimlere iştirak ettirilmesi zihinlerde birer soru işareti
bıraktı. Daha sonraki faaliyetleri, bu kişilerin parlamentoya hangi maksatla
girdiklerini daha açık olarak gösterecekti. Yeri geldiğinde bu olay
hatırlatılarak, konu derinleştirilecek ve sorulara cevap bulunmaya
çalışılacaktır.
17 Mart 1991 tarihinde "Sovyetler Birliği’nin devam edip etmemesi meselesi"
referanduma sunuldu. Halk Cephesi’nin bütün engellemelerine ve karşı çıkmalarına
rağmen referandum gerçekleştirildi ve halkın %83’ünün birliğin devam etmesi
yönünde oy kullandığı, komünistler tarafından açıklandı. Tabii ki, resmen
yapılan bir sahtekarlık söz konusuydu. Halk Cephesi bu sonuçları protesto ederek
tanımadığını ve kendilerini bağlamayacağını ilan etti.
Halk Cephesi, 13 Temmuz-17 Temmuz 1991 tarihinde birinci Kurultayını topladı. Bu
Kurultayda ilk çatlak meydana geldi. Elçibey’in büyük gayretine rağmen, İtibar
Memmedov cepheden ayrıldı. Fakat kendisine 3-5 kişi destek verdiği için, cephe
büyük bir sarsıntıya uğramadı. Halk nezdinde de beklediğini bulamayan İtibar,
cepheyi bölememiş, parçalayamamıştı.
Kurultaydan hemen hemen bir ay önce 26 Mayıs 1991’de toplanan Halk Cephesi
4.Konferansında Cephe’nin ileri gelenlerinden olan İtibar Memmedov yaptığı
konuşmada Cephe’nin takip ettiği politikayı tenkid etmiş ve birinci iş olarak
Milli Gaye’nin ön plana geçmesini, İnsan Hakları ve demokrasi meselesinin, Milli
bağımsızlık kazanıldıktan sonra halledilmesini istemişti. Elçi Bey ve diğer bazı
liderler ise bu üç prensibin birlikte yürütülmesinin gereği üzerinde durmuşlar
ve Elçi Bey "Biz bağımsızlığa demokratik yollarla kavuşmalıyız, hareketimiz de
demokratik bir harekettir. Milli bağımsızlığı diktatörlük usullerle elde
etmemeliyiz" demiştir.
Halk Cephesi’nin Kurultayı bu tür fikir ayrılıkları su yüzüne çıktığı bir
zamanda toplandı. İtibar Memmedov Kurultaya katılmadı. İskender Hamidov ve Rahim
Gaziyev Kurultayı ilk gün terk ettiler. İtibar Memmedov Kurultaya katılmayış
sebebini Azatlık gazetesine verdiği bir demeçte şu sözlerle açıkladı:
"Ben artık Azerbaycan Halk Cephesi üyesi değilim. Çünkü iki cephede birden
savaşmam mümkün değildir. Yani komünistlerle ve Cephe yönetimini ele almış
bulunan güçlerle bir anda mücadele edemem. Gücümü, Cephe içindeki mücadeleye
harcamaktansa, komünistlerle mücadeleye harcamalıyım. Cephe siyasi mavcudiyetini
sıfıra indirmiştir. Azerbaycan Halk Cephesi şu anda siyasi iktidarda olanlara
gerekli olduğu için, siyasi bir teşkilat olarak yaşıyor" diyen İtibar Memmedov
kendi fikirlerini uygulayabiliceği siyasi partisini zaten kurmuştu.
Rahim Gaziyev, cephede kalacağını bildirerek önceki taleplerini geri aldı. Bu
Kurultay’da Cephe’nin yeni meramname ve tüzüğü kabul edildi. Yeni tüzüğe uygun
olarak başkanlık seçimi yapıldı. Beş aday vardı. Üçü çekilince Elçibey ve Ferec
Guliyev aday olarak kaldılar. Elçibey büyük bir oy çokluğu ile yeniden başkan
seçildi.
Bu Kurultay’ın üzerinden bir ay geçmişti ki, Rusya’da generaller Mihael
Gorbaçov’un görevden alındığını ve yeni bir hükümet kurduklarını ilan ettiler.
Bu, tam manasıyla bir darbe idi. Ayaz Muttalibov darbeye hemen destek verdi.
Darbe duyulduktan üç dört saat sonra, Halk Cephesi Ebulfez Elçibey imzalı
darbeyi kınayan ve Rusya’daki demokratik güçlere destek veren bir beyanat
yayınladı. 23 Ağustos günü darbeyi kınayan, protesto eden miting AHC merkez
binasının önünde yapıldı. Bu mitinge müdahale eden polis, halka cop, demir çubuk
ve ağaçtan yapılmış sopalarla saldırdı. Bu arada merkez binaya giren polis,
içerideki bütün cephecileri, Elçi Bey dahil, acımasızca dövdü. Elçibey başından
yaralandı. Acele evine götürüldü. İlk tedaviden sonra, durumunun endişe verici
olmadığı haberi bütün Bakü’ye yayıldı. Bu haber hazır kuvvet bekleyen
cephecilerin harekete geçmesine sebeb oldu. Halk polis çemberini yararak meydanı
ele geçirdi. Oradan Ebülfez Elçibey’in evine doğru yürüyüş başladı. Polisin o
günkü müdahalesi, Cepheyi adeta yeniden hayata döndürdü. Bir müddettir durmuş
olan mitingler tekrar başladı ve polisin o müdehalesi, Ayaz Muttalibov için de
sonun başlangıcı oldu. 26 Ağustos’ta Halk Cephesi 18 aylık bir aradan sonra,
yeniden Azatlık Meydanı’na yürüdü ve polis barikatlarını aşarak meydana ulaştı.
Büyük bir miting gerçekleştirildi.
Eylül 1991’de Azerbaycan’daki siyasi gerilim daha yüksek boyutlara ulaştı.
Hükümet ile Halk Cephesi, parlamento içi ve dışında görülmemiş bir mücadele
veriyorlardı. Daha önceden planlanan ve açıklanan cumhurbaşkanlığı seçimleri 8
Eylül’de yapıldı. Halk Cephesi baştan beri mevcut şartlarda yapılacak seçimlere
iştirak etmeyeceğini ve seçim sonuçlarını tanımayacağını ilan etmişti. Fakat
seçimler yapıldı. Ve Ayaz Muttalibov halkın %92’sinin oyunu alarak cumhurbaşkanı
seçildi(!). Seçimde hile yapıldığını ve komünist partisinin bu hileleri
düzenlediğini ileri süren Halk Cephesi, komünist partisinin kapatılması
gerektiğini ileri sürdü. Halkın büyük destek verdiği bu istek karşısında daha
fazla dayanamayacaklarını farkeden komünistler, 14 Eylül’de düzenledikleri bir
kongreyle komünist partisini lağv ettiler. Halk Cephesi’nin bu büyük zaferi,
halkın cepheye olan inanç ve güvenini daha da arttırdı.
Parlamentoda azınlık olmalarına rağmen, Halk Cephesi milletvekilleri başarılı
çalışmalarla bağımsızlık kararının gerektirdiği kanunların çıkmasında hep
başrolü oynadılar. Elçibey, bundan sonraki aşamanın tam bağımsızlık için açık ve
kesin bir tavır almak ve bu yönde çalışmak olduğunu, cephe üyelerine yayınladığı
bir tamimle bildirdi.
Bu arada Ermeniler de Rus destekli saldırılarını sürdürüyorlardı. Ermeni’ye
yardım eden Sovyet ordusundan hiçbir hayır çıkmayacağını bilen cephe
milletvekilleri, parlamentoya milli ordu kurulması hakkında bir kanun teklifi
verdiler. Uzun ve çetin müzakerelerden sonra kanun kabul edildi. Bu kararın
hemen ardından, meydanlarda toplanmış yüz binlerce insanın 70 yıllık rüyası olan
"Azerbaycan’ın Devlet Bağımsızlığı" hakkındaki kanun, cephe milletvekilleri
tarafından parlamentoya getirildi. Çok uzun ve çetin tartışmalardan sonra, bu
kanun da kabul edildi. Meydanlarda toplanan yüz binler, kanunun kabulünü büyük
bir coşkuyla kutladılar. Meydanda halkın karşısına çıkan Elçibey "Biz hukuki
yönden bağımsızlığımızı kazandık. Şimdi göstereceğimiz inanç ve güvenle
Azerbaycan’ın gerçekten bağımsız bir devlet olarak yaşama hakkını ve gücünü
bütün dünyaya ispat etmeliyiz" dedi.
Ekim ve Kasım aylarında cephe, faaliyetinin büyük bir kısmını Ermeni meselesine
ayırmak zorunda kaldı. Daha önceden hazırlanan Cephe Birlikleri savaş
bölgelerine gönderildi. Gelen dış yardımların anında cephede savaşanlara
ulaşması için yeni bir organizasyon yapıldı. Böylece Halk Cephesi daha
muhalefetteyken ülkenin savunmasında önemli görevler üstlenmeye başladı. 21
Aralık 1991 yılında Minsk’te biraraya gelen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı
Yeltsin, Ukrayna Devlet Başkanı Kravçuk ve Beyaz Rusya Devlet Başkanı Şuşkeviç
Sovyetler Birliğinin sona erdiğini ilan eden bir karar aldılar. Ve hemen
ardından artık, Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın bağımsız bir
devlet olduğunu beyan ettiler. Böylece 1917 yılında kurulan Sovyetler Birliği,
resmen sona erdi. Alınan bu karar aslında 15 üye ülkenin katılmasıyla
alınabilirdi. Ama üç cumhurbaşkanı, tek söz sahibi onlarmış gibi, hukuken
tartışmalı bir şekilde bu kararı aldılar ve uygulamaya soktular. Bu bile,
Sovyetler Birliği’nde eşit halklar değil, efendi ve köle halklar olduğunun açık
bir göstergesidir. Alınan bu karar, diğer cumhuriyetlerde de etkisini gösterdi.
Azerbaycan’da Halk Cephesi milletvekilleri parlamentoya bağımsızlık kararının
referanduma sunulması yönünde bir kanun teklifi verdiler. Teklif kabul edildi.
29 Aralık 1991 günü yapılan referandum sonucunda halkın %98’i olumlu oy
kullandı. Böylece Azerbaycan’ın bağımsızlığı neredeyse halkın tamamı tarafından
onaylandı.
İKTİDARA DOĞRU YÜRÜYÜŞ
1992 yılı, Azerbaycan Halk Cephesi’nin
yükselişinin bütün hızıyla sürdüğü bir yıl oldu. 21-25 Ocak günleri düzenlenen
Halk Cephesi kurultayı, ufak tefek aykırılıklara rağmen, komünistlerin beklediği
parçalanma olmadan, yeni tüzük ve meramnamenin kabulü ile sona erdi. Kurultaydan
daha da güçlenerek çıkan Halk Cephesi, dikkatinin büyük bir bölümünü Ermeni
meselesine ayırmak durumundaydı. Hergün artarak devam eden Ermeni saldırıları,
bir türlü durdurulamıyordu. Halktaki tepki de giderek büyüyordu. Halk Cephesi,
bu arada, Ermeni meselesi yüzünden cumhurbaşkanı ve hükümetle ortak çalışma
yapabileceğini açıkladı. Bu şekilde bir açıklama, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden
hemen önce de yapılmıştı. Ülkenin ileri gelen ziyalılarından oluşan bir
Aksakallılar gurubu Elçibey’i ziyaret etmiş ve havanın yumuşatılmasının ülkenin
menfaatine olacağını söylemişti.
Elçibey burada teklif edilenleri herhalde kabul etmiş olacak ki, ülke menfaati
için belli bir zaman şiddetli muhalefetten kaçınacaklarını ve hatta işbirliği
bile yapabileceklerini söylemişti. Onun bu açıklaması, bazı kişiler tarafından
daha sonraları "Ayaz Muttalibov’un cumhurbaşkanı olmasına önce yardım etti,
şimdi ise devirmek istiyor" gibi sözlerle eleştirildi. Bu konuda Elçibey ne
diyor? Kendisine yöneltilen "Azerbaycan Cumhurbaşkanı Muttalibov’un göreve
gelmesinde AHC ve sizin rolünüz olmuş. Bugün ise, şiddetle karşısındasınız. Bu
dönüşün sebebini açıklar mısınız?" şeklindeki soruya, "Sizin dediğiniz meşveret
şurasıdır. Bu şuranın müteşebbisleri, Azerbaycan’ın görkemli ziyalılarıydı.
Onların umumi barış isteklerine ve Azerbaycan’ı ağır vaziyetten çıkarma
teşebbüslerine koşulduk. Biz ziyalılarımıza hürmetle yanaştık. Bize, siz
cumhurbaşkanlığı seçimlerini engellemezseniz, cumhurbaşkanı bütün meseleleri
çözecek, daha çok demokrasi getirecek dediler. Biz de buna uyduk. Görkemli
ziyalılarımızla birlikte Muttalibov’un cumhurbaşkanı seçilmesine dolaylı olarak
yardımcı olduk. Cumhurbaşkanı verdiği sözün üzerinde durmadı. Üstelik, AHC’ne
karşı muhtelif hücumlar teşkil ettirdi. Üyelerimizin birçoğunu hapsettirdi... Bu
yüzden, şimdi cumhurbaşkanını karşımıza alıyoruz" diye cevap veriyor. Bana öyle
geliyor ki, KGB burada da devreye girmiş ve gerekeni ziyalılar vasıtasıyla
sağlamış. Tıpkı Özbekistan’da olduğu gibi ...
Halk Cephesi, artık bütün olumsuzlukların, cephede akan kanın, iktisadi
meselelerin, demokratikleşememenin mesulu olarak cumhurbaşkanını görüyordu.
Cumhurbaşkanının bir an önce gitmesi, olumsuzlukların çözümü için ilk adım
olacaktı. Bu yüzden cumhurbaşkanına karşı, meşru platformda bütün imkanlar
kullanılarak, mücadeleye hız verildi. İşte bu buhranlı günlerde, Ermeniler
Hocalı’ya girdiler. Dünya tarihinin kaydedebileceği en büyük vahşetlerden birini
sergileyerek, binlerce masum insanı, genç, ihtiyar, kadın, kız, çoluk, çocuk
demeden katlettiler. Bu facia tüm dünyada lanetlendi. Haber Bakü’ye ulaşır
ulaşmaz, yüz binlerce insan cumhurbaşkanı sarayı ve parlamentonun önünde
toplandı. Hükümet tarafından toplantıya çağırılan parlamento meseleyi görüşmeye
başladı. Meydanda toplanan halk, üç gün-üç gece Muttalibov’un ve hükümetin
istifası için bağırdı. Meydan "İSTİFA" sözleriyle inledi. Parlamento başkanı
Elmira Kafarova istifa etti. Yerine Yakup Memmedov getirildi. Ve oturumun tatil
edilmesi kararlaştırıldı.
Fakat halk, milletvekillerinin dışarıya çıkmasına izin vermedi. Kalabalığı
dağıtmak için Rus askerlerinden yardım alındı ama, oda bir netice vermedi. Başka
bir çıkış yolu kalmadığını gören Muttalibov, bir konuşma yaparak, görevinden
istifa ettiğini açıkladı. Bundan sonra milletvekillerine evlerine gitmeleri için
müsaade edildi. Anayasaya göre, cymhurbaşkanının bütün yetkileri meclis başkanı
Yakup Memmedov’a devredildi. O gün Elçi Bey bir beyanat vererek halkı sükunete
çağırdı. Hadiselerin kontrolden çıkmasının sadece düşmanların işine
yarayacağını, bu yüzden herkesin sakince işine devam etmesini istedi. "Vazifemiz
vatanımızın savunulmasıdır. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır", dedi. Elçibey’in
bu beyanatı kontrolden çıkmakta olan halkı sükunete getirdi. Olaylar kendi
akışına bırakıldı.
Yakup Memmedov ilk iş olarak, Rahim Gaziyev’i savunma, Tahir Aliyev’i de
içişleri bakanı yaptı. İhanetleri daha sonra su yüzüne çıkacak bu kişilerin, bu
görevlere atanmasında K.G.B’nin büyük rolü olduğu kesin bir gerçektir. Bu arada
Elçibey, sınır boylarında çarpışan Halk Cephesi üyelerine yeni savunma bakanının
emrine kayıtsız şartsız uymalarını emretti. Ve Hasan Hasanov’un kendisine
ulaştırılan ortak hükümet teklifini de kabul etti. Ama hükümet sözünde durmadı
ve alelacele parlamentoya, cumhurbaşkanı seçimi hakkında kanun teklifi getirdi.
Parlamento 26 Mart’ta yaptığı toplantıda, cumhurbaşkanlığı seçiminin 7 Haziran
1992’de yapılması teklifini kanunlaştırdı.
Bu teklif görüşülürken Elçibey’e muhalefet lideri olarak mecliste konuşma yapma
hakkı verdiler. Elçi Bey bu konuşmasında "Başnazır Hasan Hasanov ve Ali Sovyet
Sediri Yakup Memmedov’un AHC koalisyon hükümetine iştirak etmek için
tekliflerini kabul ettiğimize göre, şimdi çok üzülüyorum. Bu benim içim tahkir
edici bir durumdur. Ve ben Halk Cephesi karşısında cevap veremiyorum, bu benim
birinci aldanışımdı... Moskova Azerbaycan’da demokratik hakimiyetin kurulmasına
imkan vermez. Kendinizi yormayın, demokratik cemiyet kurulmadıkça işler
düzelmeyecek. Cumhurbaşkanını seçmek için telaşlanıyorsunuz. Seçin, ancak üç
aydan sonra şeçtiğiniz cumhurbaşkanını, bir yıldan sonra yakacaksınız" diyerek
gelecek için uyarıda bulundu, cumhurbaşkanlığının çok iyi demokratik bir
sistemin oturtulmadan seçilmemesi gerektiğini ikaz etti. Fakat parlamento
bildiğini okudu. Seçim süresi başlayınca, adaylar da ortaya çıkmaya başladı. Ali
Sovyet Başkanı Yakup Memmedov, başkan yardımcısı Tamerlan Garayev, İtibar
Memmedov, Süleymen Nizamov aday olduklarını ilan ettiler.
Halk Cephesi henüz resmi bir aday çıkarmamıştı. Fakat epey dedikodu
üretiliyordu. Nihayet cephe üyelerinin ve halkın büyük arzusu üzerine, Ebulfez
Elçibey de aday olduğunu ilan etti. Artık ok yaydan çıkmıştı. Ebulfez Beğ’in
aday olmayacağını hesap eden şer cephesi, Beğ’in adaylığının ilanından sonra,
Nahcıvan devlet başkanı Haydar Aliyev’in aday olması için çalışmalara
başladılar. Fakat bir yıl evvel Ayaz Muttalibov tarafından anayasaya,
cumhurbaşkanı adaylarının 65 yaşını geçmemiş olmaları şartı konulduğu için, bu
yasal engelin kaldırılması gerekiyordu. Bu maddenin değişmesi için epey
uğraştılar. Fakat bir netice alamadılar. Nisan ayının ortalarına doğru Tamerlan
Gareyev adaylıktan çekildi. İtibar Memmedov’un da adaylıktan çekilmesi için
kendisine Türkiye dahil, birçok baskı yapıldı. Fakat o, adaylıktan vazgeçmedi.
Halk Cephesi ve Ebulfez Beğ seçim çalışmalarını, yaptıkları plan ve programa
uygun bir biçimde sürdürüyorlardı. Ebülfez Beğ üniversitelerde, fabrikalarda,
basın toplantılarında, mitinglerde ülke ile ilgili problemleri anlatıyor,
düşüncelerini söylüyor, çözüm yollarını açıklıyordu. O’nun bu şekilde açık açık
anlattıkları, hareketleri ve yaşayış tarzı, halkın O’na olan sevgisini bir kat
daha arttırdı. 3 Mayıs 1992 günü Türkiye Büyükelçiliği’nin açılışında yaptığı
konuşmadan sonra halkın gösterdiği sevgiyi bütün dünya, televizyonları
vasıtasıyla gördü. Bu sevgi seli karşısında hemen herkes Elçibey’in
cumhurbaşkanı seçileceğine kesin gözüyle bakmaya başladı.
Tabii, bu arada KGB de ortamı en dikkatli bir biçimde gözlüyordu. Durumun
vehamet kasbettiğini anlar anlamaz, yeni bir tertibe girişti. Ayaz Muttalibov’un
parayla tuttuğu 150-200 kişilik silahlı bir grup, parlamento önünde Haydar
Aliyev için gösteri yapanları kovarak, Ayaz Muttalibov için gösteriye başladı.
Amaçları, parlamentoyu yeniden toplayarak Ayaz Muttalibov’un istifasını geçersiz
saymalarını sağlamak ve koltuğu tekrar Ayaz Muttalibov’a emanet etmekti. İlk
günler bir netice alınamadı. 14 Mayıs günü Hocalı katliamıyla ilgili komisyonun
raporunun okunması ve müzakere edilmesi bahanesiyle, parlamentoyu topladılar. Bu
toplantı için Halk Cephesi milletvekillerine haber bile verilmedi.
Komisyon Ayaz Muttalibov’un Hocalı katliamında hiçbir suçu olmadığına karar
vermişti. Bu açıklanınca, bir gurup, parlamento başkanlığına bir önerge vererek,
Ayaz Muttalibov’un tekrar görevine dönmesine imkan tanınmasını istedi. Önerge
kabul edildi. Komünist milletvekilleri bu kararı ayakta alkışladılar. Ayaz
Muttalibov bir konuşma yaparak, cephecileri sert bir üslupla eleştirdi. Plan tam
istedikleri şekilde uygulanmıştı. Fakat unuttukları birşey vardı. HALK. Haber
duyulur duyulmaz on binlerce insan Halk Cephesi önünde toplandı. Cepheye hükümet
güçlerinin yapacağı bir saldırıdan çekinen halk, sabaha kadar cephenin önünden
ayrılmadı.
Gece yarısı Fehmin Hacıyev adında bir subayın, ve kendisine bağlı olan bir gurup
asker ve dört zırhlı araç ile Halk Cephesi’ne gelerek, cephenin emrinde olduğunu
bildirmesi büyük bir coşkuya sebeb oldu. 15 Mayıs 1992 sabahı Elçibey, meydana
çıkarak, kısa bir konuşma yaptı ve nelerin olup bittiğini anlattı. Tam bu
sırada, hükümet adına Ruşen Cevadov ve Vahit Musuyev, Elçi Bey’le görüşmeye
geldiler. Elçibey onların tekliflerini reddetti. Sonra tekrar kürsüye çıkarak,
halka parlamento binasına doğru yürüyüşe geçmeleri talimatını verdi. Yüz
binlerce insan "Azatlık", "Elçibey" nidaları ile parlamentoya doğru yürüyüşe
geçtiler. Ayaz’ın paralı askerleri bir iki dakika direndikten sonra çekilip
gittiler. Bir saat içinde, parlamento ve hemen yanındaki radyo TV binası kontrol
altına alındı. Ayaz Muttalibov ve yardakçıları, bir Rus askeri uçağıyla
Moskova’ya kaçtılar.
16 Mayıs günü parlamento binası önünde yapılan mitingte Elçi Bey; "Türk Milleti,
sen azatlığa layık olduğunu bir defa daha ispat ettin. Artık elele vererek Azat
Azerbaycan’ı yükselteceğiz. Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı var" dedi.
18 Mayıs günü yapılan parlamento toplantısında Yakup Memmedov görevinden istifa
etti. Yerine Halk Cephesi milletvekili İsa Kamberov seçildi. İsa Kamberov’un
gayretli çalışması ile, seçimlerin 7 Haziran’da yapılacağı yeniden ilan edildi.
Önemli mevkilere yapılan tayinlerle, seçimlerin demokratik bir ortamda
yapılmasının sağlanmasına çalışıldı. Bu ara seçimlere bir hafta kala, İtibar
Memmedov da adaylıktan çekildi. Meydanda Elçibey, Nizami Süleymanov ve Yakup
Memmedov kaldılar.
7 Haziran günü yapılan seçimlerin resmi sonuçları, Merkez Seçim Komisyonu
tarafından açıklandı. Oyların %59.4’ünü alan Ebulfez Elçibey, Bağımsız
Azerbaycan’a seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı oldu. En yakın rakibi Nizami
Süleymanov %33, Yakup Memmedov da %7.6 oy almışlardı.
CUMHURBAŞKANI EBULFEZ ELÇİBEY
Halk Cephesi, komünist diktatörlükte ilk kez
demokratik bir yolla iktidarı ele geçirdi. Bu Halk Cephesi’nin başlangıç
gününden son güne kadar, hiç terketmediği amacıydı. Bu amaca ulaşmak için çok
zor şartlar altında, inanılması güç bir irade gösteren Halk Cephesi mensupları
inancın zaferine imza atarak, vazifelerinin ilk kısmını başarıyla tamamladılar.
İlk günden son dakikaya kadar liderleri Ebulfez Elçibey’e inandılar ve
güvendiler. Kendisi istemediği halde Elçibey’i adeta iterek cumhurbaşkanlığına
yolladılar. 1989 Temmuzundan 1992 Haziranına kadar iki yıl onbir ay.. Ümitler,
ümitsizlikler, sevinçler, üzüntüler, gülen yüzler, ağlayan gözler, inançlar,
inançsızlıklar, ihanetler, dostluklar ... Velhasıl, herşeyin zıttıyla birlikte
yaşandığı dopdolu otuzbeş ay... İnişler, çıkışlar, hapisler, sürgünler, meydan
dayakları... Bütün bunlar otuzbeş ay içinde iktidara yürüyen Halk Cephesi’nin
çilekeş mensuplarının adeta yaşam biçimi olmuştu. Bu sıkıntılı döneme
katlanırken, cephe mensupları, tabiri caizse kelle koltukta başladıkları
mücadelede yüzlerce şehit vererek başarıya ulaştılar. Bu başarı topyekün cephe
mensuplarına aittir. Kimse özel bir paya sahip değildir. En ücra köşedeki
gençten, Ebulfez Beğ’e kadar, herkes sorumluluğu paylaşmış ve üzerine düşen
görevi yerine getirmiştir.
Bu arada Karabağ olayları, ihanetler, satkınlıklar, kahramanlıklar, Hocalı-Şuşa
faciaları, Fuzuli, Akdam derken kaybedilen topraklar ve insanlar... incelenmesi
gereken ayrı bir konu.. Fakat Halk Cephesi’nin yükselişi ve çöküşü ile yakından
ilgili bir konu... Cephenin yükselme trendine, hükümetin yanlış ata oynayarak
Ermeni ilerleyişini durduramamasının katkısı oldukça yüksek... Cephe bu konuyu
alabildiğine işledi. Hatta hükümetin görevini üstlenerek Ermenilere karşı
silahlı birlikler oluşturdu. Ermenilere karşı tansiyonu devamlı yükseltti. Bu
sayede, beceriksiz hükümetleri oldukça zor durumlara düşürdü. Hükümeti
alabildiğine silkeleyerek itibarını zedeledi. Fakat iktidar olduktan sonra
durmayan Ermeni saldırıları karşısında yanlışlık yaparak, değer kaybetti.
Aslında sorun ne iktidarın, ne de muhalefetindi, sorun tüm Azerbaycan’ındı...
Her iki taraf da, sorunu alabildiğine kaşıyarak hususi bir duruma getirdiler.
Tabii ki, en büyük yanlış buradaydı. Fakat, ihanetleri, satkınlıkları da
unutmamak gerekir. Cephe üyesi olduğu halde komünistlerle işbirliği yapan,
KGB’nin adamı olduğu iddia edilen Rahim Gaziyev’i, cephe iktidarında önemli
mevkilerde tutmanın mantığını da anlamak mümkün değil. Bu konuya biraz ileride
yine döneceğiz.
Elçibey iktidara geldiği zaman, Azerbaycan’da durum nasıldı? Elçi Bey’i bekleyen
sorunlar nelerdi? Eğer bunları gözardı ederek Elçi Bey dönemini incelemeye
başlarsak, haksızlık etmiş oluruz.
7 Haziran 1992 günü Azerbaycan’da devlet otoritesi sarsılmış, silahlı guruplar
hemen her yerde hakimiyet için mücadele ediyorlardı. Asayiş kalmamış, hiyerarşi
bozulmuş, emir komuta zinciri aksamaya başlamıştı.
İktisadi vaziyet inanılmayacak kadar kötüydü. Fabrikalar durmuş, sanayi üretimi
hemen hemen sıfırlanmıştı. Yiyecek,içecek sıkıntısı başgöstermiş, ekmek
kuyrukları olağan hale gelmişti. Kolhozlarda kimse işe gitmiyor, üretilen sebze,
meyve ve sanayi ürünleri tarlada kalıyordu. Durmadan değer kaybeden Sovyet
parası, enflasyonu azdırıyor, memurlar üç-dört aydır maaş alamıyorlardı. Halk
günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdaydı.
Ermeni saldırıları devam ediyordu. Azerbaycan’ın dörtte biri işgal altındaydı.
İnsanların büyük bir bölümü evini barkını terk etmek zorunda kalmıştı. Milli
ordu henüz daha yeteri kadar teçhiz edilmemiş, ordudan firarlar önlenememiş,
Ermeni saldırıları da durdurulamamıştı. Rus tehdidi de devam ediyordu.
Ülkede gümrük sisteminin henüz kurulmamış olmasından dolayı, ülkenin
zenginlikleri hiç düşünülmeden ülke dışına kaçırılıyordu. Devletin otoritesinin
zayıflığından faydalanan Rus ve İran gizli servislerinin provakasyonları,
silahlı ayrı ayrı grupların olması, iç savaş tehlikesini ülkenin gündeminde
tutuyordu.Otorite boşluğundan yararlanarak ortaya çıkan silahlı mafya
gurupları,her türlü ticareti ellerine geçirerek,halkı soyuyor,devlet otoritesini
devamlı sarsıyorlardı.Can güvenliğinin bile kalmadığı bu durumda gece sokağa
çıkmak bayağı cesaret isteyen bir iş olmuştu.
Kısaca anlatmaya çalıştığımız durumdaki bir ülkeye Elçibey, hiç bir devlet
tecrübesi olmadan, cumhurbaşkanı olmuştu. Kendisini bekleyen sorunların çok
ehliyetli bir kadro ile çözülmesi ancak mümkünken, tecrübesiz cephe üyelerinin
hükümette yer almaya çalışmaları ve Elçibey’in zannımca bir vefa borcu olarak,
onlara görev vermesi hiçte mantıklı bir davranış biçimi değildi. Fakat yapıldı.
Elçibey sorunlar altında bunalırken, Halk Cephesi’nin asli fonksiyonunu bir
kenara iterek, iş ve işçi bulma kurumu gibi çalışması Elçibey’in
şanssızlıklarından biri olmuştur. Cephe’nin vazifesini yapmayışı tetikte
bekleyen güçlere, yeniden toparlanma ve provakasyonlara başlama imkanı tanıdı.
Velhasıl Elçibey öyle bir durumda cumhurbaşkanı oldu ki, başarması mucizeye
bağlıydı. Mucize gerçekleşmedi ve Elçi Bey, Türk Dünyası’nın ümit ve inancını
boşa çıkararak, görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Şimdi, cumhurbaşkanı
Elçibey’e dönebiliriz.
Elçibey, cumhurbaşkanı olur olmaz, en önemli iş olarak Ermenilerle devam eden
savaşta, insiyatifi ele geçirmek ve Ermeni saldırılarının durmasını sağlamaya
yönelik çalışmalara başladı. Öncelikle, ordudan firarın önlenmesi için tedbirler
alındı. Milli ordunu güçlendirilmesi için, imkanlar seferber hale getirildi. İlk
başlarda bazı başarılar elde edildi. Ağdere, Goranbey, Gedebey, Laçin ve Cebrail
bölgesinin köyleri Ermeniler’den kurtarıldı. Çok geçmeden ordu yeniden
insiyatifi Ermeniler’e kaptırdı. Bazı kişilere göre "Rahim Gaziyev ve Suret
Hüseyinov gibi kişiler milli ordunun başında bulunduğu sürece, Azerbaycan ordusu
kısa zamanda dinamizmini ve başarılı çıkışını kaybedecekti". Durumun değişmesi,
bu kişilerin ihaneti olarak görülüyordu. Bütün ihanet söylentilerine rağmen bu
kişilerin görevde bırakılmaları nasıl yorumlanmalı? "Aslında Ruslar’ın
tazyikinden dolayı idi, yoksa görevlerinden alınacaklardı" şeklindeki savunma,
pek inandırıcı değildi. Belki bizim bilemeyeceğimiz bazı ilişkiler, bu
insanların Elçibey’in devrilmesine kadar görevde kalmalarını sağladı.
1992 Eylül ayında Haydar Aliyev Elçibey’in daveti üzere Nahcıvan’dan Bakü’ye
geldi. Meclis başkanı oldu ve Ebülfez Elçibey görevini bırakarak Keleki’ye
gitti. Suret Hüseyinov ve Rahim Gaziyev’in ihanetleri artık belgelenmiştir.
Fakat hala şunu anlamak mümkün değildir. Bu adamın (Rahim Gaziyev’in)
faaliyetlerini bildiğiniz halde son dakikaya kadar niçin görevde tuttular?
Bu arada Halk Cephesi başkanlığı görevini vekaleten Tofik Seyidoğlu yürütüyordu.
Halk Cephesi artık hükümetin bir ortağı gibi bütün işlere karışıyor, nazır tayin
ediyor, görevden alıyor, önemli mevkilere adamlarını yerleştirmek için
uğraşıyordu. Cephenin içi ve dışı eli kalaşnikoflu militanlarla doluydu. Bu tip
hareketler maalesef halkın tepkisini çekiyordu. Cephe, gençlerdeki desteğini de
kaybetmişti. Oradan nasiplenenler ve idealistlerden başka kimse cephenin
iyiliğinden söz etmiyordu.
Şikayetler artınca, Elçibey Cephe Genel Kurulunu topladı. Başkanlığa Ferec
Guliyev’i getirdi. Fakat hiçbir şey değişmedi. Ülkenin ekonomik şartları
gittikçe ağırlaştı. Ekmek kuyrukları oluşmaya başladı. Petrol üreticisi,
rafineri sahibi bir ülkede benzin bulunmaz oldu. Çıkarılan Azerbaycan milli
parası hızla değer kaybetmeye başladı. Bütün bunlar iktidarının daha altı yedi
ayını doldurmamış Elçibey’i çok zor duruma sokuyordu. Halkın nezdindeki
itibarını düşürüyordu. Fakat işleri düzeltebilecek bir gayret maalesef cepheden
gelmiyordu. Meclis komünistlerin kontrolü altındaydı. Siyasi ve askeri vaziyetin
gerginliği yüzünden parlamento seçimleri de yapılamıyordu.
Bütün bunlara rağmen uluslararası iyi ilişkiler kurulmuş, eskiyen mevzuatlar
değiştirilmiş, gümrükler kontrol altına alınmış, milli ordu yaratılmış, bazı
sanayi tesisleri yeniden işler hale getirilmiş, yeni yatırımlar için anlaşmalar
imzalanmış, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çıkılmış, daha bağımsız bir dış
politika takip edilmeye başlanmış, yani bir takım olumlu adımlar atılmıştı.
Fakat geniş halk kitlelerini bunlar hiç ilgilendirmiyordu. Onların derdi, hergün
pahallanan çarşı pazar, kuyruklardan alınan çörek, karaborsada satılan yağ, tuz,
şekerdi. Onların derdi, korkunç enflasyona rağmen artmayan ücretlerdi. Onların
derdi, bulamadıkları giyecekti. Ve onların derdi, Ermenilerle yapılan savaşta
kaybettikleri yakınlarıydı. Artan rüşvetti. Yapılan haksızlık ve yolsuzluklardı.
İşte bunlara hiçbir çözüm bulunamayışı sonu hazırladı. Halkın büyük desteğinin
çekilmesini hazırladı ve kurulan senaryolarla, halkının %50’sinin oyunu alan bir
cumhurbaşkanı, halk desteği kalmadığı için çok kolay devrildi. Türk Dünyası’nın
ümidini yok etti.
1828 Türkmen Çayı anlaşması ile Rusya’nın boyundurluğu altına giren Azerbaycan,
7 Haziran 1992 gününe kadar hep Rus kuklası olan yöneticiler tarafından idare
edildi. 7 Haziran 1992 günü halkın oyları ile ve halkın hür iradesi ile,
kendisinden olan ilk cumhurbaşkanını seçti. Ne yazık ki, olayları önceden gören
Ebulfez Beğ’in mecliste yaptığı konuşmada dediği gibi, o cumhurbaşkanını bir yıl
bile saklayamadılar, yerinde tutamadılar. Bu işte K.G.B.’nin ve Savama’nın
parmağı olduğu kadar, Türkiye’yi yönetenlerin de büyük veballeri vardır. Bunlar
mutlaka araştırılarak, yakın tarihi yazanlar tarafından ortaya konulacaktır.
Herkes yalan söyleyebilir, fakat tarih asla. Türk Milleti, bir gün yüce ülküsüne
hainlik edenleri mutlaka öğrenecek ve tanıyacaktır...