|
DOĞU GÖK TÜRK DEVLETİ |
Gök-Türk devletinin parçalandığı, tâbi kütlelerin ayaklandığı, Türklerin Çine
ilticaya başladıkları, Türk hükümdar âilesi mensuplarının birbirine düştüğü bu
karışıklıkta İşbara öldü (587). Yerine geçen kardeşi Ye-hu ve arkasından Devlet
Meclisince hâkan ilân edilen Tülan (588-600) zamanlarında durum düzelmedi.
Meşhur Çang Sun-şeng, Gök-Türk hâkanlığını büsbütün çökertme yollarını gösteren
raporlar hazırlıyarak imparatora takdim ediyor, elçi olarak geldiği Ötükende
türlü hilelerle Türk hânedan üyelerini karşı karşıya getiriyordu.
En büyük yardımcısı da, önce Ta-ponın sonra İşbaranın, nihayet Tülanın
öldürülmesinden (600) sonra, Çinin muvafakatı ile tahta çıkarılan Ki-min
(600-609)in karısı olan Çinli perses Tsien-kien idi. Ki-min, bu defa, Doğu
hâkanlığını kendi idaresine almağa çalışan Tarduya karşı kullanılmakta idi. Bu
Ki-min de imparator Yang-tiye gönderdiği bir mektupta Haşmetpenâhın âciz
bir bendesi olduğunu, hattâ, vaktiyle İşbaranın bile reddettiği Türk kavmini
Çinliler gibi yapmağa hazır olduğunu yazabiliyordu.
Ancak, ölümünden sonra yerine
geçen oğlu Şi-pi (Shih-pi, 609-619) Gök-Türk haysiyetini biraz kurtarabildi. Bir
Çinli prenses ile evlenmekle beraber bunu, Çinin Gök-Türk iç-işlerine
müdahalesini önleyen bir paravana olarak kullandı. 5-6 yıl içinde Doğu Hakanlığı
topraklarındaki dağınıklığı giderdi, batıda Tibete kadar, doğu da Amur nehrine
kadar tekrar itaat altına aldı (615). Durumdan telâşa düşen imparator, Türk
hanedan azası arasında ihtilâf çıkarmağa dayanan değişmez Çin plânını yeniden
tatbike başladı.
Bu defa akıl hocası, hususî hile raporları hazırlayan ve batı için yazdığı
eserler başlıca kaynaklardan sayılan elçi Pei-chü idi. Hâkanın küçük kardeşi
Çi-ki-şada hâkanlık teklif edildi. Fakat milletinin perişanlığını ve Çin
tahakkümünün rezaletlerini gören bu genç, teklifi, kendisine vaad edilen Çinli
prensesle birlikte reddetti. Çinliler başka bir yol denediler.
Gök-Türk kumandanlarından birini pusuya düşürerek öldürdükten sonra, Hâkana,
onun muhalefet maksadı ile kendilerine müracaat ettiğini, fakat aradaki
dostluktan dolayı ortadan kaldırılmasını uygun bulduklarını bildirdiler. Gaye
Hâkan Şi-pi ile Gök-Türk şeflerinin arasını açmaktı. Hâkan bu oyuna da gelmedi.
Son hâdisenin Çin-Türk anlaşmasını bozduğunu ileri sürerek yıllık haracı kesti,
savaşa hazırlandı.
Plânı, kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış olan imparatoru baskın ile yakalamaktı.
Fakat baskın haberi Ötükende bulunan ve yukarıda sıra ile üç hâkana zevcelik
ettiğini söylediğimiz Çinli prenses tarafından, gizlice Çine ulaştırıldığı
için, süratle geri dönmeğe çalışan imparator, takipçi Gök-Türk süvarileri
tarafından Şan-side Yenmen (bugün Tai-hien) şehrinde kuşatıldı, Yesinden
ağladığı rivayet edilen imparator Yang-tinin imdadına yine aynı prenses
yetişti: Gök-Türk ülkesinde büyük bir isyan çıktığı söylentisini yayarak Türk
ordusunun geri çekilmesini sağladı (615).
Yan-tinin son durumu Çinde karışıklıklara sebebiyet verdi ve ona karşı
muhalefet gittikçe arttı. Bu defa da Çin ileri gelenlerinin Gök-Türklere
sığınmalarına şahit olunuyor ve Şi-pi Hâkan Çinlilerin siyasetini kendilerine
karşı tekrarlıyordu. Çin sarayını yağmalayarak aldığı kıymetli eşyayı Gök-Türk
Hâkanına sunan mülteci Liang Shi-tuyı, Şi-pi Çin Kağanı ilan ederek (617)
kendisine bir kurt başlı sancak verdi. Liu Wu-chou adlı diğer bir kumandanı da
Batı Çin Kağanı yaparak, Suilere karşı sefere çıkardı.
Bunlar arasında, tarihî bakımdan en ehemmiyetlisi Çin umumi vâlilerinden Li-yüanı
himayesine alıp desteklemesidir ki, antlaşma gereğince Türk ordularının yardımı
ile Suileri iktidardan uzaklaştırdıktan sonra Chang-andaki imparatorluk
servetini hakana takdim eden, ayrıca 30 bin top ipek ve yıllık vergi vermeyi
taahhüt etmiş olan Li-yüan, Çinde 300 yıl kadar hüküm süren meşhur Tang
sülalesini (618-906) kurmuş ve kendisi imparator olarak Kao-tsu ünvanını
almıştır.
Şi-piden sonra hakan olan Çu-lo (619-621) kardeşinin sert siyasetini takip
ediyor ve Hakanlığa karşı tutumu kısa zamanda değişen Tang imparatoruna karşı
Sui sülalesini canlandırmağa kararlı bulunuyordu. Fakat karısı Çinli Prenses İ-çing
tarafından zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardeşi Kara Kağan (621-630)
kifayetli bir adam değildi. Hain prenses İ-çing ile evlenmiş, ağır dille
yazdığı mektuplarla imparatoru tahrik etmişti. Karısının tesiri altında idi.
Plansız, programsız, sadece cesarete dayanan askerî teşebbüslerinde bir iki defa
mağlup oldu.
Tutumu millete emniyetsizlik uyandırdı. Sir-Tarduşlar, Bayırkular, Uygurlar
isyan ettiler (627). Vaktiyle Türk himayesine sığınmış olan bir çok Çinli Tang
imparatorundan af dileyerek memleketine dönüyor, Ki-tanlar ve başka kavimler
Çin ile temaslar arıyor ve sınır bölgelerinde Çine bağlanıyorlardı. İmparator
Tai-tsung (627-649) Türklere vuracağı darbe için vaziyetin olgunlaşmasını
bekliyordu. Hakan kuşattığı bir şehir önünde mağlup olarak çekilirken yakalandı,
muhafaza altında Çin başkentine gönderildi (630).
Tai-tsungun kendini
Türklerin Gök-Kağanı ilan ettiği 630 senesi Doğu Gök-Türk istiklalinin sonu
kabul edilmiştir. Hakanlığa bağlı kabileler ve yabancı topluluklar dağılıyor,
Gök-Türk prensleri etraflarına kuvvet toplayabilecek kimseler olmadıklarından,
herkes başının çaresine bakıyor, Türkler Çine sığınıyorlardı. Gerçi Aşına
ailesinden kağanlar birbirini takip etmekte idi, fakat bunlar artık Çin
sarayının emrinde, sadakat ziyaretleri yapan, hediyeler sunan, imparatorlardan
türlü ünvanlar alan birer kukla idiler.
Gök-Türklerin acıklı durumunu, Çin sarayında Türklere karşı ne yapılabileceği
hususunda, İmparator huzurunda cereyan eden münakaşalardan anlamak mümkündür.
Neticede kuzey Çinin Sed boyunda 6 eyalet bölgesinde Türklerin
yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu suretle belki Türklerin Çinlileşeceği
umuluyordu. Fakat 680e kadar geçen 50 yıl devamınca, Türk milleti kendini
unutmadı, ilini, örf ve âdetlerini korudu, tarihin şanlı hatıralarını ruhunda
yaşadı.
Bu arada ufak çapta başkaldırmalar oluyordu. Mesela Aşına ailesinden bir prensin
Altaylarda Türk hakanlığını ihya çalışması (646-649), yine Gök-Türk
hükümdarları soyundan Tu-çinin on-okların başında kağan ilan edilerek,
(676-678), Çine karşı Tibetlilerle ittifak etmesi... Çinliler tarafından
şiddetle bastırılan bu hareketler arasından en çok hayret verici olan, 639
yılında Kür-şadın ihtilal teşebbüsüdür.
Doğu Türk Devleti'ni yıkan ve
kağan soyundan olanları başkentlerine götürüp bunlara kontrol altında
tutabilecekleri görevler veren Çinliler, Türklerden tamamen kurtulmak için Türk
halkını yok etmeyi, Çinlileştirmeyi düşündüler. Onun için Türklerin büyük bir
bölümünü Çin Seddi boyuna yerleştiler. Fakat bu baskı Türklerin direncini
arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Dillerine, örf ve âdetlerine sımsıkı
sarıldılar, öç almak için bilendiler. Elli yıl süren esaret hayatında fırsat
buldukça baş kaldırdılar.
Bu baş kaldırmalardan biri Türk tarihinin altın sayfalarını oluşturur ve
"Kür-Şad İhtilali" olarak anılır. Kür-Şad, eski Türk kağanlarından Çuluk'un
küçük oğlu idi. Çin İmparatorunun saray muhafız kıtasında görevli bulunuyordu. O
sırada Çin İmparatoru Tang sülalesinden Tay-Çung idi.
Kür-Şad, otuz dokuz arkadaşı ile, Türk devletini diriltmek, esaretten kurtarmak
için gizli bir ihtilal komitesi kurmuştu. Son derece vatansever, cesur, güçlü ve
keskin nişancı olan kırk kişi bir darbe planı hazırladılar. İmparator Tay-Çung,
bazen hükümdar kıyafetiyle bahçede, bazen de geceleri kıyafet değiştirerek
şehirde tek başına dolaşmaya çıkardı. Onu yakalayıp Türk illerine kaçıracak, Çin
sarayında esir bulunan Türk soyluları ve Çin işgalindeki Türk toprakları ile
takas edeceklerdi. Sonra da bütün Türkleri ayaklandıracaklardı. 40 Türk genci
için Çin imparatorunu kaçırmak zor değildi.
Gizli komite o gece imparatorun saraydan çıkacağını haber almış, birbirlerine
harekete geçeceklerini bildirmişlerdi.
Kür-Şad'ın arkadaşları, görevlerini bırakarak kararlaştırılan yere geldiler.
Fakat, o gece ansızın büyük bir fırtına patlak verdi ve imparator sarayından
çıkmadı. Planı ertelemek tehlikeliydi. Çünkü görevden ayrıldıkları anlaşılacak,
ihtilal hazırlığı duyulacaktı. Bu, bütün esir Türklerin kılıçtan geçirilmesine
sebep olabilirdi. Onun için 40 Türk yiğidi, imparatorun çıkmasını beklemeden
sarayı bastılar. Yüzlerce saray muhafızını öldürdüler. Ancak, kaçıp
kurtulanların haber vermesi üzerine Çin ordusu saraya doldu. Bu durumda
imparatoru kaçıramazlardı. Kür-Şad, sarayı terketmek, planın ikinci kısmını
uygulamak, yani "saray ahırına hücum" emrini verdi.
40 yiğit ahırdaki muhafızları ve seyisleri de öldürerek atlara binip şehir
dışına sürdüler. Fakat bütün bir ordu peşlerindeydi. Şehir yakınındaki Vey
Irmağı'na gelince mecburen durdular.Derhal cephe alıp savaş durumuna
geçtiler.Burada da yüzlerce Çin askerini öldürdüler. Ordu çok kalabalıktı. Türk
yiğitleri kanlarının son damlasına kadar vuruşarak can verdiler.
İhtilal başarılamadı ama, esir Türklerin gönlündeki hürriyet ateşi büyüdü büyüdü
ve dalga dalga bütün Türk illerine dağıldı.
Bu olay 639 yılında olmuştu. İhtilâl ateşi 41 yıl sönmeyecek ve 41. yılda
bağımsızlıklarını kazanacaklardı.
[Gök Türk - Önsöz]
[Birinci Gök Türk
Devleti] [Doğu Gök Türk Devleti]
[Batı Gök Türk Devleti]
[İkinci Gök Türk
Devleti] [İdari, Askeri ve
İktisadi Durum]
[Gök Türk
Gelenekleri] [Gök Türk'lerde Güzel
Sanatlar] [Orkun Bengü
Taşları]
[Gök Tanrı Dini ve Şamanizm]
[Bozkurt Destanı ve
Ergenekon Destanı]
[Gök Türk - Orkun
Abaçası (Alfabesi)
]